|
|
Amida, Amid, Kara-Amid, Diyar-Bekr, Diyarbekir
DİYARBAKIR
Diyarbakır ve çevresi tarih öncesi dönemlerden itibaren her devirde
nemini korumuş, Anadolu ile Mezopotamya, Avrupa ile Asya arasında doğal
bir geçiş yolu, bir köprü görevi yapmış bu nedenle de çeşitli
uygarlıkların tarihi ve kültürel mirasını günümüze kadar taşımıştır.
Tarih boyunca Amida, Amid, Kara-Amid, Diyar-Bekr, Diyarbekir, Diyarbakır
adlarını alan kent Güneydoğu Anadolu bölgesinin orta bölümünde, Elcezire
denilen, Mezopotamya'nın kuzey kısmındadır. Yontmataş ve Mezolitik
devirlerde, Diyarbakır ve çevresindeki mağaralarda yaşanmış olduğu,
yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır. Eğil-Silvan
yakınlarındaki Hassun, Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani
yakınlarında Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit
edilmiştir. Anadolu'nun en eski köy yerleşmelerinden biri olan tarımcı
köy topluluklarının en güzel örneğini veren Ergani yakınlarındaki Çayönü
Tepesi, günümüzden 10.000 yıl önceye tarihlenmesi ile sadece bölge
tarihimize değil Dünya uygarlık tarihine de ışık tutmaktadır. M.Ö.
7.500-5.000 yılları arasında aralıksız olarak daha sonra da aralıklarla
iskan edilmiş olan günümüzdeki kent uygarlığının ilk temellerinin
atıldığı Çayönü, insanların göçebelikten yerleşik köy yaşantısına,
avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçtikleri "Neolitik Devrim"
olarak da bilinen teknoloöjik yaşam biçimi, beslenme ekonomisi ve insan
doğal çevre ilişkilerinin tümü ile değiştiği kültür tarihi ile ilgili
buluşlarda bir çok ilki de içeren canlı ve ilginç bir yerleşmedir.
Yabani buğday, mercimekgiller gibi bitkilerin tarıma alınması, koyun ve
keçinin evcilleştirilmesi ile Çayönü bilim dünyasında önem kazanmıştır.
Yine Ergani yakınlarındaki Grikihaciyan Tepesi'nde M.Ö. 5.000 yılları
başına tarihlenen "Gelişkin Köy Evresi" ya da Kalkolitik Çağ olarak
adlandırılan Halaf Kültürünün sonlarına tarihlenen tek bir kültür evresi
görülmüştür. Halaf Kültürü, Kuzey Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu'da
görülen yuvarlak planlı kubbeli evleri zengin boya bezeli çanak-çömleği
ile ünlüdür. Diyarbakır'ın Bismil İlçesi yakınlarındaki Üçtepe Höyük'te
yapılan ve henüz bitirilmemiş olan kazı çalışmalarında ise 2. Bin, Yeni
Asur, Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemine tarihlenen önemli bir
merkez ortaya çıkarılmıştır. Öte yandan Lice yakınlarındaki Birkleyn
mağaraları ve Eğil'deki Eğil Kalesi ve kayalardaki kitabeler Asurlardan
kalan önemli eserler bulunmuştur. Diyarbakır'ın kent merkezinin tarihine
baktığımızda ise; M.Ö. 3. Binde kente Hurri-Mitaniler'in egemen
olduklarını görüyoruz. M.Ö. 1260'a dek egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler'den
sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İskitler, Medler,
Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Büyük Tigran İdaresi,
Romalılar, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları,
Hamdaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları,
Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar
Diyarbakır'a egemen olmuşlardır. Bu uygarlıklar arasında Diyarbakır'da
en fazla tarihi eser yapan ve iz bırakanlar Romalılar, Abbasiler,
Mervaniler, Selçuklular, Artuklular, Hıristiyan ve Osmanlılar olmuştur.
Diyarbakır sadece Roma-Bizans değil aynı zamanda Müslüman, Pers, Arap ve
Tür devletlerinin zengin tarihi ve kültürel değerlerini taşıyan ortak
bir kültür mirası olarak günümüze kadar gelmiştir. Özellikler surlarda
birçok medeniyetlerin izlerini kitabe, süsleme, figür, kapı veya
görkemli burç şeklinde en canlı şekilde görebilmekteyiz.
DİYARBAKIR KALESİ
Karacadağ'dan Dicle'ye uzanan geniş bazalt platosunun Doğu kenasında
geniş bir düzlük üzerinde yer alır. Dışkale ve İçkale olmak üzere iki
ana bölümden oluşmaktadır.
DIŞKALE :Kuruluşu kesin olarak bilinmeyen kentin, M.S. 349 yılında Roma
İmparatoru II. Constantius zamanında kalesi yeni baştan onarılıp,
güçlendirilerek etrafı surlarla çevrilmiştir. Böylece genel şeklini alan
Diyarbakır Kalesi daha sonra kente egemen olan uygarlıklar tarafından
yapılan eklenti ve onarımlarla günümüze kadar gelebilmiştir. Kuşbakışı
görüntüsü ile kenti bir kalkan balığı şeklinde çevreleyen surların
üzeri, kente egemen olan otuza yakın uygarlığın izlerini taşıyan oyma ve
kabartma motiflerin yanısıra onu bir kuşak gibi çevreleyen yazıtlarla
bezelidir. Bu nedenle A. Gabriel tarafından "Açık Hava Yazıtlar Müzesi"
olarak nitelendirilmiştir. 5 Km. uzunluğundadır. Yüksekliği 10-12 m.,
Kalınlıkları 3-5 m. Arasında değişmektedir. Kare, çokgen ve yuvarlak
planlı toplam 82 burca sahip olup bunlardan en önemlileri; Keçi Burcu,
Yedi Kardeş Burcu, Ben-u Sen Burcu, Nur Burcudur. Dışkalenin dört yöne
açılan, mimarlık tarihi açısından birbirinden önemli dört kapısı vardır.
Kuzeyde Dağ Kapı (Harput Kapısı), Batıda Urfa Kapı (Rum Kapısı), Güneyde
Mardin Kapı (Tel Kapısı), Doğuda Yeni Kapı (Dicle veya Su Kapısı) yer
almaktadır. Bugünkü Dışkale surlarının dışında ikinci bir sur daha
bulunmakta idi. Ancak 1232 yılında kente egemen olan Eyyubi hükümdarı
Melik Kamil tarafından yıktırılarak taşları bugünkü surların onarımda
kullanılmıştır. Bugün kalıntılarını Mardin Kapı ve Ben-u Sen
taraflarında izleyebilmekteyiz.
İÇKALE : Dışkalenin Kuzeydoğu köşesinde yer alır. Dışkaleden surlarla
ayrılmaktadır. İçkale'de yer alan Viran Tepe kentin ilk yerleşme
noktasıdır ve bu tepenin etrafı da surlarla çevrilidir. Kanuni Sultan
Süleyman döneminde (1524-1526 yapılan surlarla genişletilmiştir. 16
burçlu İçkale'ninde dört kapısı bulunmaktadır. Fetih ve Oğrun Kapıları
dışa, Saray ve Küpeli kapıları da kente açılmaktadır. Diyarbakır
surları; volkanik Karacadağ'dan çıkan bazalt taşlar ile yapıldığı için
hala önemli derecede bozulmadan günümüze kadar gelebilmiş, taşlar
üzerindeki işlemelerde önemli bir bozulma görülmemiştir. Diyarbakır
surları 20. yy.a kadar mimari bütünlüğünü ve fonksiyonunu korumuştur.
Cumhuriyet döneminde ise şehrin içinin artan nüfusu ve kent çevresinde
düzensiz yapılanma surları önemli ölçüde tahrip etmiş, yer yer
yıkılmalar ve burçlarda tahribatlar olmuştur. Son yıllarda ise surların
onarım ve restorasyonu için ciddi çalışmalar başlamıştır.
CAMİLER
ULUCAMİ: Şehrin merkezinde yer alır. Yapım tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. M.S. 639 yılında Müslüman Araplarca Diyarbakır alınmış
ve kentin en büyük kilisesi olan Mar Toma Kilisesi'nin camiye çevrilmesi
ile oluşturulmuştur. Anadolu'nun en eski camilerindendir. Müslümanlar
tarafından 5. Harem-i Şerif (Mukaddes Mabed) olarak bilinir. 1091
yılında esaslı bir onarım geçirmiştir. Plan itibariyle Şam Emeviye
Cami'nin Anadolu'ya yansıması olarak yorumlanır. Camiye Diyarbakır'da
hüküm sürmüş bütün devletler büyük önem vermiş ve onarmışlardır. Büyük
Selçuklu hükümdarı Melikşah İnal ve Nisanoğulları, Anadolu Selçuklu
hükümdarı Gıyaseddin Keyhüsrev, Artuklular, Akkoyunlu hükümdarı Uzun
Hasan ve Osmanlı padişahlarından birçoğuna ait kitabe ve fermanlar
Camiinin muhtelif yerlerinde görülmektedir. Ulucamii de muhtemelen Roma
dönemindeki bir amfiteatrdan alınan çok değerli mermer rütürler ve
işlemeli sütun başlıkları ve kabartmalar vardır. Caminin dört cephesi
bir zamanlar dört mezhep için hizmet vermiştir. Cami avlusundaki güneş
saati Romalılardan kalmadır.
KALE CAMİİ (HZ. SÜLEYMAN-NASIRIYE CAMİİ): Nisanoğlu Ebul Kasım
tarafından 1155-1169 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami bitişiğinde
Osmanlılar döneminde yapılan Halid Bin Velid'in oğlu Süleyman ile
Diyarbakır'ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer
sahabelerin yattığı Meşhed bulunmaktadır.
MELEK AHMET PAŞA CAMİİ : Diyarbakırlı Melek Ahmet Paşa tarafından XVI.
yy.da yaptırılmıştır. Plan ve mimarisinde Mimar Sinan'ın etkisi
görülmektedir. Tümü çini kaplı mihrabı oldukça ilgi çekicidir.
İSKENDER PAŞA CAMİİ : 12. Osmanlı Valisi İskender Paşa tarafından 1551
yılında yaptırılmıştır. Tipik bir Sinan ekolü ve Osmanlı camiidir.
MEDRESELER
MESUDİYE MEDRESESİ: Ulu Cami'nin kuzeyinde camiye bitişiktir.
Medresedeki yazıtlara göre yapımına 1198-1199 miladi yılında, Artuklu
hükümdarı Ebu Muzaffer Sökmen II zamanında inşaasına başlanmış,
1223-1224 yıllarında bitirilmiştir. Mimarı Halepli Mahmut oğlu
Cafer'dir. Aynı mimarın adını surlardaki bazı kitabelerde Ulu Cami'nin
onarım kitabelerinde ve Devegeçidi Köprüsü kitabesinde de görmekteyiz.
İki katlı olan Mesudiye Medresesi, Açık Medreseler grubu içinde tek veya
çift evyanlı şemaya bağlıdır. Mimari bakımdan Zinciriye Medresesinin
üslubuna benzemektedir.
ZİNCİRİYE (SİNCARİYE) MEDRESESİ: Ulu Cami'nin Güneybatısında ve
yakınındadır. Ulu Cami ile arasında kemerli bağlantılar bulunmaktadır.
1198 miladi yılında mimar İsa Ebu Dirhem tarafından yaptırılmıştır. Açık
medreseler grubu içerisinde tek veya iki eyvanlı şemaya bağlı tek katlı
olarak inşalıdır.
KİLİSELER
Diyarbakır'ın İslamiyet'ten önceki ahalisi üç dinde idiler. Şemsiler
(Güneşe Tapanlar), Yahudiler ve Hıristiyanlar, Hıristiyanlar da beş
mezhebe ayrılmışlardı: Gregoryen (Ermeni), Yakubi (Süryani-Kadim),
Ortodoks (Rum), Asuri (Nasturi) ve Keldani. Yukarda anılan bütün din ve
mezheplere ait dini yapılar mevcuttu. Ancak bugün bunların ne yazık ki
büyük bir bölümü yıkılmış durumdadır. Ayakta kalanlar: Meryem Ana
Süryani Kadim, Keldani, Surp Gregos, Surp Sarkis (Çeltik Kilisesi),
Saint George (Kara Papaz Kilisesi), Katolik ve Protestan Kiliseleridir.
MERYEM ANA SÜRYANİ KADİM KİLİSESİ: Alipaşa Mahallesinde yer almaktadır.
Bugün faal durumda olan tek kilisedir. Yapım tarihi kesin olarak
bilinmemektedir. Geç Roma dönemine tarihlenen bir kapısı ve mihrap
üzerinde kalıntılarını izlediğimiz mimari bezekleri bulunmaktadır.
Geçirdiği bir çok onarım sonucu planında değişiklikler olmuştur. En son
18. yy.da esaslı bir onarım görmüştür.
KÖPRÜLER
DİCLE KÖPRÜSÜ (ON GÖZLÜ KÖPRÜ) : Şehrin Güneyinde, Mardin Kapısı dışında
ve şehre 3 km. mesafededir. Kentin kuruluşu ve gelişmesi ile ilintili
olabilecek bir geçmişi bulunan köprünün bugünkü ayakta görülebilen
kısımlarının Miladi 1065 tarihinde Mervaniler döneminde Übeyd oğlu Yusuf
isimli bir mimar tarafından inşa edildiğini üzerindeki kitabelerden
öğrenmekteyiz. Kesme bazalt taştan on gözlü olarak inşa edilmiştir.
DEVEGEÇİTİ KÖPRÜSÜ : Diyarbakır'ın 20 km. kuzeyindeki Devegeçidi suyu
üzerinde kurulmuştur. Sivri kemerli yedi gözlü olarak inşa edilmiştir.
Üzerinde iki kitabe ve Kuran-ı Kerim'in Bakara suresinin 262. Ayeti yer
almaktadır. Kitabesinden 1218 miladi yılında Artuklu hükümdarı Melik
Salih Mahmut döneminde mimar Cafer İbn Mahmud tarafından yapıldığı
öğrenilmektedir.
MALABADİ KÖPRÜSÜ : Diyarbakır-Batman yolu üzerinde, Silvan ilçemize 24
km. mesafededir. Kitabesinden 1147 miladi yılında Timurtaş Bin-i İlgazi
Bin-i Artuk tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Farklı uzunluklarda
kırık hatlar halinde üç bölümden oluşmaktadır. Orta bölümde ayakları
kayalıklara oturtulmuş 38.60 metrelik açıklığı bulunan sivri bir kemer
yer almaktadır. Kitabesi, kabartmaları ve mimarisi ile eşsiz olan bu
köprü için A. Gabriel şu bilgileri vermektedir. "...Modern statik
hesabının olmadığı devirde bu açıklıkta o zaman için böyle bir eser
hayranlık ve takdiri muciptir. Ayasofya Cami'sinin kubbesi, köprünün
altına rahatlıkla girebilmektedir. Balkanlar'da, Anadolu'da Orta Doğu'Da
bu açıklıkta, bu yaşta başka köprü yoktur."
HANLAR
DELİLLER (HÜSREV PAŞA) HANI : Mardin Kapıdadır. 1527 miladi yılında
Diyarbakır valisi Hüsrev Paşa tarafından arkasındaki cami ve medrese ile
birlikte yaptırılmıştır. Deliller Hanı olarak bilinmesinin nedeni,
Hicaza gidecek hacı adaylarını götürecek delillerin (rehber) bu handa
kalmalarındandır. Avlulu iki katlı olarak inşa edilmiş olan yapı,
restore edilerek turistik bir olarak günümüzde hizmet vermektedir.
HASAN PAŞA HANI : Ulu Cami'nin doğusundadır. Vali Hasan Paşa tarafından
1573 miladi yılında yaptırılmıştır. Avlulu iki katlı olarak inşa
edilmiştir. Avlu ortasında bezemesiz başlıklara oturan altı sütunlu üstü
kubbeli bir şadırvan bulunmaktadır.
KÖŞKLER, SOKAKLAR, EVLER
KÖŞKLER
Diyarbakır'da iki ayrı amaçla yapılmış köşkler bulunmaktadır. Biri bir
zamanlar Diyarbakır'ı çepeçevre saran üzüm bağlarının içerisinde yer
alan Bağ Köşkleridir. Bağ bozumu zamanı bağ sahiplerinin kullandıkları
bu köşkler, genellikle iki katlı, bazalt taş örgülü, bol pencereli
olarak inşa edilmiştir. Diyarbakır'ın asıl köşkleri ise Dicle Nehri
kenarında çok çeşitli ağaç ve yabani menekşelerle örtülü, güllerle
donanmış bahçeler içerisinde yer alan yazlık olarak kullanılan
köşklerdir. Diyarbakır evlerinin genel özelliklerini yansıtmalarına
rağmen, evlerdeki içe dönük planın tersine tam anlamıyla dışa açılan bir
mimariye sahiptirler. Mahremiyetine girecek kadar yakınında başka bir
yapının bulunmayışı ve de çevredeki son derece güzel tabiattan
yararlanma dışa açık mimarinin oluşmasını beraberinde getirmiştir.
Günümüze ulaşanlar, daha çok Akkoyunlu dönemine aittirler. Seman
Oğulları (Gazi Köşkü) Köşkü, Erdebil (Ber da Pir) Köşkü, Kuşdili Köşkü,
Ağulu Dere Köşkü günümüze kadar ulaşabilmiş güzel örneklerdir.
DİYARBAKIR SOKAKLARI (KÜÇELERİ)
Diyarbakır sokaklarının ve de evlerinin şekillenmesinde surlar önemli
bir rol oynar. Kentin genişlemesini sınırladığı için sur içinde
yoğunlaşma artmış, evler birbirine bitişmiş, sokaklar daralmıştır. Bu da
gölgelik alanların çoğalmasını, serinliğin artmasını sağlamıştır. Bu tür
bir sıkışıklık sokakların şekillenmesinde bazı durumlar yaratmış ve
mahremiyeti sağlamak için evler sokaklardan yüksek duvarlarla
ayrılmıştır. Bazen parke taş döşeli eski Diyarbakır sokaklarında sürekli
akan çeşmeler, sokaklara temizlik ve canlılık katardı.
DİYARBAKIR'IN GELENEKSEL EVLERİ
En az beş bin yıllık geçmişe sahip olan Diyarbakır'ın evleri de binlerce
yıllık bir tecrübe sonucu gelişerek şehrin tarihi kimliğine ve iklim
şartlarına en uygun duruma gelmiş, malzemenin de etkisiyle kendine özgü
karakteristik özellikler taşıyan bir mimari doğmuştur. Dışa kapalı olan
evlere hep aynı örnekte yapılmış mütevazi bir kapıdan girilir. Bu
kapıyla genellikle küçük bir holden geçilerek avluya girilir. Avlu evin
harimi durumundadır. Bu nedenle dışarıdan avlu, avludan dışarısı
gözükmez. Rengarenk gül vesair çiçekleri, havuz ve şadırvanlarıyla
Diyarbakır evlerinin avluları hayatiyet duludur. Kara renkli bazalt
örgülü duvarları "Cıs" adı verilen beyaz renkli bezemelerle, pencere ve
eyvan boşlukları ile hafifler ve zengin, zarif motifli pencere ve
gezemek parmaklıkları ile tamamlanır. Diyarbakır ev planının
şekillenmesinde en önemli etken iklim olduğu için evlerde yazlık, kışlık
ve mevsimlik bölümlerle karşılaşırız. Bütün bu bölümler evin merkezini
oluşturan avlunun dört etrafını çevreler. Harem ve Selamlık olmak üzere
iki bölümden oluşan Diyarbakır evlerine en güzel örnek olarak Cemil Paşa
Konağı, İskender Paşa Konağı, Cahit Sıtkı Tarancı Evi, Ziya Gökalp Evi,
Esma Ocak Evini verebiliriz. Türk İslam mimarisinin özelliklerini
taşıyan Diyarbakır Sokakları ve Evleri, son 20-30 yılda sur içindeki
düzensiz yapılaşma sonucu yıkılmaya ve kaybolmaya başlamıştır. Ancak son
yıllarda artan koruma bilinci ve çabaları ile tipik evler
yaşatılabilmektedir.
MÜZELER
ARKEOLOJİ MÜZESİ : Diyarbakır'da ilk müze 1934 yılırda Ulu Cami'nin
devamı olan Zinciriye (Sincariye) Medresesinde açılmıştır. 1985 yılında
ise Elazığ Caddesi üzerinde Dedeman Oteli arkasında bulunan yeni
yapısına taşınmıştır. Müzede Diyarbakır yöresinden kazılar, satın alma
ve müsadere yoluyla edinilen eserler, Neolitik Çağ'dan itibaren Eski
Tunç, Asur, Urartu, Helenistik, Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu,
Akkoyunlu ve Osmanlı devirlerine ait eserler kronolojik ve tipolojik
olarak sergilenmektedir. Ayrıca çoğunluğu Artuklu dönemine ait değişik
devirlerden sikkeler ile yöresel etnografik nitelikli eserler de müzede
teşhir edilmektedir.
KÜLTÜR MÜZESİ (CAHİT SITKI TARANCI EVİ) : Şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın
doğduğu bu ev geleneksel Diyarbakır evlerine güzel bir örnek teşkil
etmektedir. 1973 yılında Kültür Bakanlığı tarafından satın alınıp müze
olarak düzenlenmiştir. Müzede Cahit Sıtkı Tarancı'nın özel eşyaları,
mektupları ve kitaplarının yanı sıra etnografik eserler de
sergilenmektedir.
ZİYA GÖKALP MÜZESİ (EVİ) : Geleneksel Diyarbakır evine güzel bir
örnektir. Ziya Gökalp'in doğup büyüdüğü bu ev, 1956 yılında müze haline
getirilmiştir. Ziya Gökalp'in özel eşyaları, mektupları ve kitaplarının
yanısıra yerel etnografik eserler de sergilenmektedir.
İÇKALE:Diyarbakır surlarının kuzeydoğu köşesine yerleştirilen İçkale'nin
tarihi muhtemelen bu bölgenin ilk yerleşik halkı olan Hurri-Mitaniler (M.Ö.
4-3 bin) dönemine kadar iner. İç Kale, Romalılar tarafından şimdiki
şehir surlarının yapılması ile özel bir önem kazanmış ve her devirde
yönetim merkezi olmuştur. İç Kaleyi saran ve şimdiki Artuklu Kemeri'nden
geçen ilk surlar daha sonra yıkılmış, Kanuni Sultan Süleyman zamanında
şimdiki 16 burç ve surlar yapılmıştır. (1521-1527) İç Kalenin Saray
Kapı, Küpeli Kapısı, Fetih ve Oğran Kapıları bulunmaktadır. İç Kale'de
çok değerli yapılar bulunmaktadır.
SAINT GEORGE (KARA PAPAZ) : İçkale'nin Kuzeydoğu köşesinde yer alır.
Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak inşaa tarzı ve yapıda
kullanılan malzemeden dolayı Roma dönemine M.S. 2. yy.a ait olduğu
düşünülen kilise, Artuklular döneminde sarayın hamamı olarak
kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda, Artuklu hükümdarlarının bu hamamda ve
sarayda Cizre'li bilgin Em-ül İz El Cezeri'nin imal ettiği robotları
kullandıkları yazılmaktadır.
KALE CAMİİ (HZ. SÜLEYMAN-NASIRIYE CAMİİ): Nisanoğlu Ebul Kasım
tarafından 1155-1169 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami bitişiğinde
Osmanlılar döneminde yapılan Halid Bin Velid'in oğlu Süleyman ile
Diyarbakır'ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer
sahabelerin yattığı Meşhed bulunmaktadır.
VİRANTEPE VE ARTUKLU SARAYI : İçkale'nin kuzeybatısında yer alan ve bir
(yığma tepe) höyük olan Virantepe, Diyarbakır'ın aynı zamanda çekirdek
kuruluş noktası olup höyükte yapılacak arkeolojik kazı ve araştırmalar
kent tarihi hakkında birçok belge ve bilgiye ulaşmamızı sağlayacaktır.
Virantepe'de 1961-1962 yılları arasında yapılan kazılar sonucunda,
etrafı surlarla çevrili, Artuklu Hükümdarı Melik Salih Nasıreddin Mahmud
(1200-1222) dönemine ait bir sarayın temelleri açığa çıkarılmıştır.
Zengin renkli taş mozaik ve çini süslemelerle oldukça gösterişli
selsebil ve haçvari eyvanlarla çevrili fıskıyeli bir havuza sahip olan
sarayın, renkli taş ve cam küplerden oluşan mozaik süslemeleri, Türk
mimarisinde ilk kez burada görülmektedir. Doğu bölümünde saraya çıkışı
sağlayan merdivenler açığa çıkarılmış ve saray girişinin, alttaki
kemerin yanında olduğu belirlenmiştir.
ARTUKLU KEMERİ : Artuklu döneminde İçkale'ye girişi sağlamaktadır. 10 m.
Genişliğinde, sivri kemerli bu girişin üzerindeki büyük boyutlu nesir
yazılı kitabede h. 603 (1206-1207) tarihi görülmektedir ki bu da sarayla
aynı döneme ait olduğunu göstermektedir. Kemerin iki yanındaki kireç
taşına işlenmiş aslan-boğa mücadelesini işleyen kabartma ile kemerin,
Ulucami'nin doğu girişinin bir tekrarı olduğu görülmektedir.
ASLANLI ÇEŞME : İçkale'de kemerli girişin hemen karşısında yer alır. 19.
yy sonlarına tarihlenmektedir. Üçgen alınlıklı çeşmede, dilimli kemere
sahip niş içerisine yerleştirilmiş aslan heykelinin ağzından suyun akışı
sağlanmıştır. Orjinalde iki aslanın bulunduğu çeşmede aslanların biri
bugün yerinde bulunmamaktadır.
ATATÜRK MÜZE ve KÜTÜPHANESİ : 19. yy sonlarına tarihlenmektedir. Mustafa
Kemal Paşa'nın 1917 yılında II. Ordu Komutanı iken karargah olarak
kullandığı bina, 1973 yılında 7. Kolordu Komutanlığınca düzenlenip
Komatan Atatürk Müze ve Kütüphanesi olarak hizmete açılmıştır.
COĞRAFİ YAPI
Diyarbakır İli Güneydoğu Anadolu bölgesinde yer almaktadır. Yüzölçümü
15.355 km2 olan Diyarbakır ili, doğusunda Siirt ve Muş, Batıda
Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya, Güneyde; Mardin, Kuzeyde ise Elazığ ve
Bingöl illeri ile çevrilidir. Kuzeyde Güneydoğu Torosların dış sıraları,
Doğuda Batman Çayı, Güneyde Mardin eşiği, Batıda ise Karacadağ ve Fırat
ırmağı, ilin doğal sınırlarını oluşturur.
2. Yüzey Biçimleri
Dicle Havzası
Dicle havzası içinde dağlarla çevrili, ortası çukurlaşmış bir alanda
yer alan Diyarbakır, yüzey şekilleri bakımından düzenli bir yapı
gösterir. Güneydoğu Torosların kuzey kesimi batıdan doğuya doğru, boydan
boya engebelidir. Kuzey batısında Malatya dağlarının bir sırası olan
Mağden dağları (2.230 m.), Kuzey doğusunda ise İnce burun ve Muş güneyi
dağları uzun sıralar biçiminde uzanır. Bu sıraların biraz daha
güneyinden başlayan uzunca eski dağ (1.576 m.) iç kesimlere doğru devam
eder.
Güney Doğu Torosların güneye gidildikçe alçalan sıraları, Diyarbakır-Urfa
sınırında sönmüş bir yanardağdan Karacadağla yeniden yükselir. Bu
kütlenin en yüksek noktası Kollubaba Doruğudur (1.957 m.). İlin
güneyini boydan boya kuşatan Mardin eşiğinde daha alçak tepeler yer
alır. İlin en yüksek noktası, Kulp'un Kuzey doğusunda bulunan 2.813 m.
yüksekliğinde Tosun doruğudur. İl topraklarını Dicle ırmağı ve kolları,
batı ucundaki küçük bir alanın sularını ise Fırat ırmağı toplar.
Kuzeybatı-güneydoğu doğrulturunda ilin hemen hemen tümünü geçen Dicleye,
Kuzeyde Ambar Çayı ve Pamuk Çayı, Güneyde ise Ballıkaya Deresi, Göksu
Çayı, Ollucak Deresi, Savur Çayı gibi kollar katılır.
Kuzey doğudaki dağlardan doğan Kulp ve Sason (Büyük aydınlık) çayları
da birleşerek Batman çayını oluşturur. Diyarbakır-Siirt sınırının bir
bölümünü çizen Batman çayı, Hasankeyf önlerinde Dicle'ye dökülür.
Ovalar
İl topraklarının 1/3' ünü kaplayan ovaların büyük bölümü, Dicle ve
kolları boyunca zincirleme sıralar biçiminde uzanır. Bunların en büyüğü
olan Diyarbakır Ovasını (400 km2) Batı kesimi hayvancılığa, Doğu kesimi
bitkisel üretime elverişlidir. Kilki, Behremki, Gevran ve Karahan
ovaları, öteki önemli ovalardır. Diclenin sol yakasında Dicle şerit
ovaları adı verilen daha küçük ovalar yer alır.
Yaylalar
İlin Kuzey, Kuzey doğu kesimlerinde yaylalara rastlanır. Bunlar doğu ve
güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan bazı aşiretlerce kışlak olarak
kullanılır.
Bitki Örtüsü
Dağlardaki ormanlar dışında ilin doğal bitki örtüsü Step'tir. Uzun
süren yaz kuraklığı nedeniyle, buradaki stepler İç ve Doğu
Anadoludakiler kadar zengin değildir. Ormanlar ise daha çok bozuk
baltalık niteliği taşır.
3. Agro-ekolojik Alt Bölgeler
Agro-ekolojik bölgelendirme, arazinin çevresel özellikleri,
potansiyel verim ve arazi uygunluğu benzer olan özelliklere sahip alt
alanlara bölünmesini ifade eder. Diyarbakır ilinin merkez ilçeyle
beraber 14 ilçesi bulunmakta olup ilçeler arasında tarım, sanayi
sektörlerinin gelişmişlik dereceleri farklılık arz eder.
NÜFUSU
2000 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre ilimizin toplam nüfusu 1.362.708
olup, bu nüfusun %40'a yakını köylerde yaşamakta olup nüfus artış hızı
%2,2'dir.
Nüfus Artış Hızı
İlimizde il ve ilçe merkezlerinde yıllık nüfus artış hızı %044,44
bucak ve köylerde %017,23 olup ilin yıllık nüfus artış hızı %031,70 'dir.Diyarbakır
ili illerin nüfus büyüklüğüne göre sıralanışında 13.sırayı, il
merkezlerinin nüfus büyüklüğüne göre sıralanışında; 11. sırayı
almaktadır.
YERLEŞİM
İlimizin yüzölçümü olan 15.355 kilometre kare'lik alan içinde Merkez
ilçe ve 14 ilçe, 15 belde, 836 köy ve 1012 mezra olmak üzere 1877
yerleşim ünitesi bulunmaktadır.
Orman Yerleşimi
295 orman köyümüzün 184'ü orman içi, 111'i orman bitişiği köydür |